<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ced Raporu çed raporu genelleri ced raporu yönetmelikleri &#187; Dökümanlar</title>
	<atom:link href="http://www.cedraporu.net/category/dokumanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cedraporu.net</link>
	<description>Çevre mühendislerin Ugrak Yeri</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Jul 2010 22:17:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Tüketiciye Öneriler</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/tuketiciye-oneriler/275/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/tuketiciye-oneriler/275/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:23:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici önerileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=275</guid>
		<description><![CDATA[İklim değişimine yol açan zehirli gazların ne kadarının sanayiden, ne kadarının evlerdeki tüketimden kaynaklandığı konusunda tahminler değişiyor.
Gelişmiş ülkeler için yapılan tahminler, yüzde 25 ile 40 arasında değişiyor.
Evimizdeki alışkanlıklarımızıı değiştirerek biz de bu çabalara katkıda bulunabiliriz. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişimine yol açan zehirli gazların ne kadarının sanayiden, ne kadarının evlerdeki tüketimden kaynaklandığı konusunda tahminler değişiyor.</p>
<p>Gelişmiş ülkeler için yapılan tahminler, yüzde 25 ile 40 arasında değişiyor.</p>
<p>Evimizdeki alışkanlıklarımızıı değiştirerek biz de bu çabalara katkıda bulunabiliriz. Türkiye&#8217;de 10 yaşın üzerindeki yaklaşık 16 milyon elektrikli ev aleti, yeni enerji verimliliği yüksek ev aletleriyle değiştirilmesi halinde yıllık 2 milyon 500 bin MWh enerji tasarrufu sağlıyor.</p>
<p>Uzmanların önerileri aşağıda sıralanmıştır.<br />
<span id="more-275"></span><br />
Televizyon</p>
<p>Sıradan bir televizyon çalışırken ortalama 100 Watt elektrik tüketir. Televizyonu kapatıp da prizden çekmezseniz, tüketim 2 Watt düşer. Yeni plazma ve LCD ekranlı televizyonlarsa daha fazla enerji tüketiyor. Bunların en büyük modellerinde elektrik tüketimi kullanım sırasında 400 Watt, kapalı ama prizdeyken 4 Watt çıkıyor.</p>
<p>DVD Çalar</p>
<p>Aynı şekilde DVD çalarlar da, prizdeyken elektrik tüketmeye devam ediyor. Tüketiciler genelde bu tür elektrikli aletleri yeniden programlamak zorunda kalmamak için, prizden çekmekten kaçınıyor. Oysa yeni modellerin pekçoğunda alet tamamen kapansa da, ne saati ne de sizin programladığınız tercihleri unutuyor.</p>
<p>Bilgisayarlar</p>
<p>Gün boyunca ara ara kullanıldıklarından, bilgisayarları sürekli açıp kapamak pratik olmayabilir. Ancak İngiltere&#8217;de tüketicileri enerji tasarrufu konusunda bilinçlendirmeye çalışan Energy Saving Trust, bunun yerine bilgisayar monitörlerinin kullanılmadıkları zaman kapatılmalarını öneriyor. Kuruluş, aynı şekilde yazıcılar ve tarayıcıların da kullanılmadıklarında kapanması gerektiğini belirtiyor.</p>
<p>Şarj Aletleri</p>
<p>Uzmanlar cep telefonları ya da MP3 ses cihazlarının ve diğer şarj adaptörü kanalı ile şarj edilen aletlerinin de kullanılmadıklarında fişten çekilmesini tavsiye ediyor. Eğer tüm tüketiciler bu çağrıya uyarsa, sadece İngiltere&#8217;de 115 bin evin elektrik ihtiyacının karşılanabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Aydınlatıcılar</p>
<p>Energy Saving Trust&#8217;a göre &#8220;Işıkları açıp kaparken elektrik kullanımı artar&#8221; şeklindeki inanış doğru değil. Kuruluştan Doktor Paula Owen, &#8220;Bir odadan yarım saatliğine, hatta 10 dakikalığına bile ayrılsanızi ışıkları söndürün&#8221; diyor ve ekliyor: &#8220;Işığı söndürmeniz elektrik şebekesine ya da ampüllere zarar vermez. Boşu boşuna elektrik harcamak anlamsız.&#8221; Uzmanlar ayrıca sıradan ampüllerin yerine enerji tasarrufu sağlayan yeni modellerin takılmasının, elektrik faturanızda önemli fark yaratacağını söylüyor. Ülkemizde konut aydınlatmalarında akkor flamanlı lambalar yerine, ömürleri yüksek kompakt fluoresan lambaların yaygınlaştırılması, ofis aydınlatmalarında verimli tüp fluoresan lambaların elektronik balastlar ile tesisi, yol aydınlatmalarında kaliteli armatürler içinde şeffaf tüp yüksek basınçlı sodyum buharlı lambaların kullanımı gibi kolay uygulanabilir önlemlerle önemli elektrik tasarrufu oranlarını yükseltecektir. 2000 yılı verilerine göre, Türkiye&#8217;de bulunan 16 milyon 235 bin 830 konutta 100 watlık akkor telli lambalar yerine, ışıksal eşdeğeri olan 20 watlık kompakt fluoresanların günde 4 saat kullanılması halinde yılda 1 milyon 896 bin MWh tasarruf gerçekleşebilecek.</p>
<p>Çamaşır Makineleri</p>
<p>Çamaşır makinelerini tam doluyken çalıştırın. Çamaşırları yıkarken sıcak su yerine ılık su kullanarak çamaşırlarınızı daha düşük ısıda yıkayın. Zaten son yıllarda deterjanlar da, düşük ısıda etkili olacak şekilde üretiliyor. Elektrik enerjisinin yüzde 90&#8242;ı suyu ısıtmada harcanır. 30-40 derece su sıcaklığı, çamaşır için en uygun sıcaklıktır. Kıyafetlerin 40 derece yerine 30 derecede yıkanması, yüzde 40 oranında bir enerji tasarrufu demektir. Çamaşırlar için doğru programı seçin. Çamaşırları aşırı kurutmayın. Fazla harcanan enerjinin yanında aşırı kurutma elbiseyi tüylendirir ve yıpratır. Aşırı köpüren deterjan kullanmayın. Az veya fazla miktarda deterjan kullanımı verimsiz temizleme demektir. Çamaşırı kurutucuya atmak yerine asarak kurutmak da, ciddi bir enerji tasarrufu sağlayabilir. Ayrıca çamaşır makinenizi, kurutucunuzu ve tüm beyaz eşyalarınızı alırken, enerji tasarrufu sağlayan marka ve modelleri tercih edebilirsiniz. Türkiyede, Yeni teknolojilerle üretilmiş olan bir çamaşır makinesi, 1985 yılı teknolojisiyle üretilen çamaşır makinesi ile kıyaslandığında yüzde 44 daha az enerji ve yüzde 62 daha az su tüketiyor.</p>
<p>Bulaşık Makineleri</p>
<p>Bulaşıkları, bulaşık makinesine koymadan önce soğuk suda çalkalayın. Makineyi yarı dolu veya aşırı dolu şekilde kesinlikle çalıştırmayın. Yaz aylarında ısıyı ve nemi azaltmak için sabah veya akşam saatlerinde yıkama yapın. Bulaşıklar için maksimum 60 derece su sıcaklığı yeterlidir. Makine çalışırken mümkünse banyo ve mutfakta aşırı su kullanmayın.</p>
<p>Buzdolabı ve Derin Dondurucular</p>
<p>Dolabınızı, soba, radyatör, bulaşık makinesi ve ocak gibi ısıtıcı kaynaklardan uzak yerlere yerleştirin böylece enerji tüketiminizi yüzde 10-15 oranında azaltabilirsiniz. Buzdolabının sıcaklığını +5 derecede, derin dondurucunun sıcaklığının ise -18 derecede tutmak gereklidir çünkü daha düşük sıcaklık enerji israfıdır. Yemeklerinizi dolaba koymadan önce oda sıcaklığında soğutun. Buzdolabının kapılarının hava sızdırmaz olmasına dikkat edin. Sızdırmazlık kontrolü için beyaz temiz bir kâğıdı, kapı contası ile dolap kabinesi arasına koyun ve kapatın. Eğer kâğıt çok kolayca çekilebiliyorsa, buzdolabınız veya derin dondurucunuz hava alıyor demektir. Derin dondurucuda buz kalınlığının 7 milimetreden fazla olmasına müsaade etmeyin. Dolabın altında veya arkasında bulunan bobinleri yılda iki defa temizleyin. Temizlemediğiniz zaman, yüzde 25 daha az fazla enerji tüketerek ancak uygun sıcaklığı elde edebilirsiniz. Buzdolabını evinizin en sıcak yerine koyarsanız toplam enerji tüketiminiz yüzde 25 artar. Derin dondurucudan alacağınız bir kase buz parçasını dolabınızın ortasına koyun. Böylece 3-4 gün süre ile yüzde 5 daha az enerji harcarsınız. Buzluktan çıkardığınız yiyeceği dolapta eritin, bu durum dolabınızın daha az enerji harcamasını sağlar. Gelişmiş teknoloji ile üretilen buzdolapları, 1990&#8242;lı yıllarda üretilen ürünlerin 4&#8242;te 1&#8242;i kadar enerji harcıyor. A buzdolabı, sadece 44 watlık bir ampul kadar enerji tüketiyor.</p>
<p>Ütüler</p>
<p>Ütü alırken kurutucu gücü düşük, buhar kapasitesi yüksek olanları seçmek daha az enerji tüketmenizi sağlayacaktır. Ütü yapmadan önce çamaşırlarınızı düzgün şekilde askıya asın. Bu çamaşırlarınızı ütülerken daha az enerji harcamanızı sağlar. Çamaşırların nemli olarak ütüleyin, buhar ve termostatlı ütülerin kullanılması enerji tasarrufu açısından önemlidir. Ütüleme işinin bitimine yakın ütüyü prizden çekin ve son parçayı ütünün içinde kalan ısıyla bitirin. Ütüleme işini, ütüyü yeniden ısıtmak gerekmeyecek şekilde yapmayı planlayın.</p>
<p>Saç Kurutma Makineleri</p>
<p>Saçlarınızı havlu ile iyice kuruladıktan sonra saç kurutma makinesi kullanın. Böylece daha az enerji harcarsınız. Unutmayın, saç kurutma makinesinin10 dakika çalışması 60 watt&#8217;lık bir lambanın 3 saat yanmasına eşdeğer elektrik tüketir.</p>
<p>Ocak, Fırın ve Yemek Pişiriciler</p>
<p>Yemek pişirirken düdüklü tencere kullanın. Bu yolla hem enerji tasarrufu sağlayacak hem de yiyeceklerinizin besin değerini korumuş olacaksınız.<br />
Yemeklerinizi ocakta pişirmeyi tercih edin. Ocaklarda yemek pişirmek, fırında yemek pişirmekten daha ekonomiktir.</p>
<p>Tencerede pişirdiğiniz yiyecekler kaynama sıcaklığına ulaştığında, ocağın alev ayar düğmesini en kısık pozisyona getirin, yüksek ateşte kaynama yiyeceğin pişmesini hızlandırmaz. Pişirme işlerinde alt kısmı düz olan tencere ve tava kullanın. Bu, ısınma süresini kısaltır. Büyük bir ateşin üstüne küçük kap koymayın. Aksi durumda enerji kaybına neden olursunuz.  Kapalı kaplar içinde yemek daha çabuk pişer, dolayısıyla daha az enerji harcanmış olur. Kapaksız kapla yemek pişirirken 3 kat daha fazla enerji tüketirsiniz. Fırında, bir yerine birden fazla yemek pişirmeye çalışın. Düşük sıcaklıkta pişeni diğerlerinden önce çıkarıp, fırının sıcaklığını düşürüp, yükseltmeden daha az enerji harcayın.</p>
<p>Fırınınızda gerekli olmadığı durumlarda ön ısıtma yapmayın. Ön ısıtma yapmanız gerekiyorsa 10 dakikayı geçirmeyin. Mikrodalga fırınlar da pişirme ve ısıtma süreleri çok kısadır (pişirme 10-15 dakika, ısıtma 2-3 dakika). Klasik fırına göre yaklaşık yüzde 50-60 daha az enerji tüketerek önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlarlar. Yiyecekleri küçük parçalara bölerek pişirin veya ısıtın. Bu, pişirme sürenizi kısaltacaktır. Yemekleri pişirirken çok fazla su kullanmayın. Yemeğin üstünü kaplayacak kadar su yeterlidir. Fazla miktarda su kullanmanız daha fazla enerji harcamanıza neden olur. Donmuş bir yiyeceği fırında pişirmeden önce çözülmesini sağlayın. Tüketeceğiniz miktarda yemek pişirin. Alım gücü düşüyor, gelir dağılımı bozuluyor.</p>
<p>Kombiler</p>
<p>Kalorifer termostatınızın ısısını bir derece düşürmek, sıradan bir ailenin ısınma masrafını yüzde 10 ya da daha fazla azaltabilir. Aynı şekilde, kaloriferi daha da açacağınıza üzerinize bir kazak giymek de büyük fark yaratabilir. Kombileri 15 yıldan eski olanlara da, yeni ve verimli modellere geçmeleri tavsiye edilibilir. Ayrıca ısı kaybı en çok duvar ve pencerelerde olduğu için çift cam ve insülasyon tavsiye ediliyor.</p>
<p>Perde ve mobilyaların kaloriferin önünü kapatmaması ve peteklerin arkasına ısı yansıtıcı plakalar koymak da büyük tasarruflar sağlayabiliyor.</p>
<p>Kombilerin ekonomik kullanımı için her altı ayda bir yetkili servis çağrılarak tesisat filtrelerinin temizlenmesi ve bacalı kombilerde baca çekiş kontrolü ve temizliği gerekmektedir. Evlerimizde; kazanları düşük sıcaklıkta gece-gündüz yakmak, gündüzleri yakıp, gece söndürmekten daha ekonomiktir.</p>
<p>Kış günleri; sıcak suyu haftanın yedi günü 42°C&#8217;da devamlı vermek haftada 3 gün vermekten daha ucuza mal olabilir. Her radyatöre termostatik vana monte edilmeli ve uygun sıcaklıkta ayarlanmalıdır.</p>
<p>Radyatörlerin üstlerini ve önlerini kapatmayınız. Merkezi sistem sıcak sulu konutlarda sıcak su olmayan günlerde banyo radyatörünü kısınız.   Kullanmadığınız oda, kiler antre ve merdiven radyatörlerini kapatınız. Devir daim pompasının sağlıklı çalışması için en az üç radyatörün çalışması önerilmektedir. Bazı odalar kapatılabilir ancak en az üç tane peteğin  çalışıyor olması gereklidir. Geceleri uyurken kalın örtünerek oda sıcaklığını 16 derece ila 18 derece’ye düşürülmesi tasarruf sağlar.  Güneş alan pencerelerinizi temiz tutmalısınız. Güneşin pasif ısıtması sağlanmalıdır. Pencere önlerinde yeşil bitki bulundurulmalıdır.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=275&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/tuketiciye-oneriler/275/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çevre Kirliliği</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/cevre-kirliligi-2/273/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/cevre-kirliligi-2/273/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:22:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevre kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=273</guid>
		<description><![CDATA[Çevre Kirliliği
evre; dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle “Ekosistem” olarak tanımlanabilir.   Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çevre Kirliliği</p>
<p>evre; dünya üzerinde yaşamını sürdüren canlılarının hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Diğer bir deyişle “Ekosistem” olarak tanımlanabilir.   Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.<br />
<span id="more-273"></span>Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına &#8220;Çevre Kirliliği&#8221; adı verilmektedir.</p>
<p>Gelişen teknolojinin yaşamıma getirdiği rahatlık yanında, bu gelişmenin tabiata ve çevreye verdiği kirliliğin boyutu her geçen gün hızla artmaktadır. Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve toprakta yüksek oranda birikmesi çevre kirliliği oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle son yıllarda artan cep telefonu kullanımı ve 3G teknolojisi ile birlikte televizyonlar, dizüstü bilgisayarlar, mikrodalga fırınlar, fotokopi makineleri elektromanyetik kirlilik kaynakları olarak hayatımıza girmiştir</p>
<p>Hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarının karşılanması için teknolojinin gelişmesine bağlı olarak endüstrileşmenin de artması gerekmektedir. Bu artış beraberinde var olan doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olmaktadır.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=273&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/cevre-kirliligi-2/273/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geri Dönüşüm nedir?</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/geri-donusum-nedir/269/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/geri-donusum-nedir/269/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[geri dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[geri dönüşüm nedir?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denir. Diğer bir tanımlamayla herhangi bir şekilde kullanılarak kullanım dışı kalan geri dönüştürülebilir atık ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeniden değerlendirilme imkanı olan atıkların çeşitli fiziksel ve/veya kimyasal işlemlerden geçirilerek ikincil hammaddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine dahil edilmesine geri dönüşüm denir. Diğer bir tanımlamayla herhangi bir şekilde kullanılarak kullanım dışı kalan geri dönüştürülebilir atık malzemelerin çeşitli geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat süreçlerine kazandırılması olarak tanımlanabilir. Tabii kaynakların sonsuz olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu doğal kaynakların tükeneceği aıldan çıkarılmamalıdır. Bu durumu farkına varan ülke ve üreticiler kaynak israfını önlemek ve ortaya çıkabilecek enerji krizleri ile başdebilmek için atıkların geri kazanılması ve tekrar kullanılması için çeşitli yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerin de tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmeleri için atık israfına son vermeleri, ekonomik değeri olan maddeleri geri kazanma ve tekrar kullanma yöntemlerini uygulamaları gerekmektedir. Geri dönüşümde amac; kaynakların luzumsuz kullanılmasını önlemek ve atıkların kaynağında ayrıştırılması ile birlikte atık çöp miktarının azaltılması olarak düşünülmelidir. Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam, elektronik atıklar gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, tabii kaynakların tükenmesini önleyecektir. Bu durum; ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf sağlayacaktır. Örneğin kullanılmış kağıdın tekrar kağıt imalatında kullanılması hava kirliliğini %74-94, su kirliliğini %35, su kullanımını %45 azaltığı ve bir ton atık kağıdın kağıt hamuruna katılmasıyla 8 ağacın kesilmesi önlenebilmektedir.</p>
<p><span id="more-269"></span><br />
Diğer yandan, yukarıda bahsedildiği gibi geri dönüşümün amaçlarından biride bertaraf edilecek katı atık miktarlarının azaltılması nedeni ile çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesi de sağlanacaktır. Özellikle katı atıkları düzenli bir şekilde bertaraf edebilmek için yeterli alan bulunmayan ülkeler için katı atık miktarının ve hacminin azalması büyük bir avantajdır.</p>
<p>Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırması sureti ile toplanılmasıdır. Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturmaktadır.</p>
<p>Geri dönüşüme olan ihtiyacın başlamasında savaşlar nedeniyle ortaya çıkan kaynak sıkıntıları etkili olmuştur. Büyük devletler, İkinci Dünya Savaşı sırasında ülke çapında geri dönüşümle ilgili kampanyalar başlatmışlardır.</p>
<p>Vatandaşlar özellikle metal ve fiber maddeleri toplama konusunda teşvik edilmişlerdir. ABD&#8217;de geri dönüşüm işlemi yurtseverlik anlayışında çok önemli bir yer edinmiştir. Hatta, savaş sırasında oluşturulan kaynak koruma programları, doğal kaynakları kısıtlı bazı ülkelerde (Japonya gibi), savaş sonrası da devam ettirmiştir.</p>
<p>Geri Dönüşümün Önemi</p>
<p>1.Doğal kaynaklarımızın korunmasını sağlar.</p>
<p>2.Enerji tasarrufu sağlamamıza yardım eder.</p>
<p>3.Atık miktarını azaltarak çöp işlemlerinde kolaylık sağlar.</p>
<p>4.Geri dönüşüm geleceğe ve ekonomiye yatırım yapmamıza yardımcı olur.</p>
<p>Geri Dönüşebilen Maddeler</p>
<p>Demir • Çelik • Bakır • Aliminyum • Kurşun • Piller • Kağıt • Plastik • Kauçuk • Cam • Motor yağları • Atık yağlar • Akümülatörler • Araç lastikleri • Beton • Röntgen filmleri • Elektronik atıklar • Organik atıklar</p>
<p>Geri Dönüşümde Yasal Mevzuat</p>
<p>Ülkemizde geri dönüşüm; Çevre Kanunu ve bu kanuna istinaden çıkarılan yönetmeliklerle düzenlenmektedir.</p>
<p>Bu yönetmelkikler aşağıda sıralanmıştır:</p>
<p>Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolu Yönetmeliği (APAK)</p>
<p>Ambalaj Atıkları Kontrolü Yönetmeliği</p>
<p>Poliklorlu Bifenil ve Poliklorlu Terfenillerin Kontrolü Hakkında Yönetmelik</p>
<p>Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği</p>
<p>Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği</p>
<p>Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği</p>
<p>Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik<br />
Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği</p>
<p>Geri Dönüşüm Sisteminin Basamakları</p>
<p>1.Kaynakta ayrı toplanması; Değerlendirilebilir nitelikli atıkların oluştukları kaynakta çöple karışmadan ve kirlenmesine izin verilmeden ayırarak toplanması.Bu şekilde bu tür atıkların diğer çöplerle karışmadan ayrı toplanması geri dönüşüm basamaklarında zamandan tasarruf sağladığı gibi kirlenmesinin önlenmesi ile ayrıca yıkanmasına gerek kalmayacaktır. Buda yeniden yıkanmasına engel olacağından sudan da tasarruf sağlanmış olacaktır.</p>
<p>2.Sınıflama; Bu işlem kaynağında ayrı toplanan malzemelerin cam, metal plastik ve kağıt bazında sınıflara ayrılmasını sağlayacaktır. Bu sınıflama değerlendirilecek çöplerin ayrı ayrı olarak geri dönüşüm tesislerine ulaştırılması sağlanacaktır. Kaynağında sınıflama yapılmadan toplanan çöpler ana çöp alanlarına taşınarak bu bölgelerde ayrıştırılarak yeniden değerlendirilme işletmelerine taşınacaktır. Kaynağında sınıflara ayrılması zaman, nakliye ve işçilikten tasarruf yapılmasını sağlayacaktır.</p>
<p>3.Değerlendirme; Temiz ayrılmış kullanılmış malzemelerin ekonomiğe geri dönüşüm işlemidir. Bu işlemde malzeme kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayarak yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner.</p>
<p>4.Yeni ürünü ekonomiye kazandırma; Geri dönüştürülen ürünün yeniden kullanıma sunulmasıdır.</p>
<p>Geri dönüşüm metotları</p>
<p>Geri dönüştürme metodları her malzeme için farklılık göstermektedir:</p>
<p>Alüminyum:</p>
<p>Atık alüminyum küçük parçacıklar halinde doğranır. Daha sonra bu parçalar büyük ocaklarda eritilerek, dökme alüminyum üretilir. Bu sayede atık alüminyum, saf alüminyum ile neredeyse aynı hale gelir ve üretimde kullanılabilir. Alüminyumun geri kazanımıyla; enerji tüketiminde azalma % 95, hava kirliliğinde azalma % 90, su kirliliğinde azalma % 97, baca gazı kirletici emisyonunda azalma % 99 oranında olur ve boksit cevherinde korunmuş olur. Bir kilogram alüminyum kutu geri kazanıldığında; 8 kg boksit madeni, 4 kg kimyasaln madde, 14 kW/sa elektrik enerjisi kullanımı korunmuş olur. On adet alüminyum içecek kutusu geri kazanıldığında, 100 kW/sa bir lambanın 35 saatte veya bir TV’ nin 30 saatte harcadığı elektrik enerjisi korunmuş olur. Bir ton kullanılmış alüminyumdan alüminyum üretilirse; 1300 kg boksit bakiyesi, 15000 litre soğutma suyu, 860 litre prosesn suyu, 2000 kg CO2 ve 11 kg SO2 emisyonu daha az oluşur.</p>
<p>Beton: Beton parçalar, yıkım alanlarından toplanarak kırma makinalarının bulunduğu yerlere getirilir. Kırma işleminden sonra ufak parçalar, yeni işlerde çakıl olarak kullanılır. Parçalanmış beton, eğer içeriğinde katkı maddeleri yoksa yeni beton için kuru harç olarak da kullanılabilir.</p>
<p>Kağıt: Kağıt öncelikle kağıt çamurunun hazırlanması için, su içerisinde liflerine ayrılır. Eğer gerekirse içinde lif olmayan yabancı maddeler için temizleme işlemine tutulur. Mürekkep ayırıcı olarak, sodyum hidroksit veya sodyum karbonat kullanılır. Daha sonra hazır olan kağıt lifleri, geri dönüşmüş kağıt üretiminde kullanılır. Kağıt, insanlığın önemli ihtiyaç maddelerinden biri olup, kağıt sanayinin gelişmesi bir ülkenin sanayi ve kültürel gelişmişlik düzeylerinin belirleyici etmenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Atık kağıt sürekli olarak geri kazanılamaz. Eğer, belirli miktardaki kağıt sürekli olarak geri kazanılırsa, son kullanılma limitlerine çok kısa bir süre içinde ulaşılır. Her geri kazanımda, liflerin boyu kısalır ve liflerin yapışması için yardımcı maddeler ilave edilmeden yeni kağıt üretilemez.</p>
<p>1 ton kullanılmış kağıt çöpe atılmayıp geri kazanıldığı ve kağıt üretiminde tekrar kullanıldığı zaman;</p>
<p>-12400 m3 havadaki sera gazı olan karbon dioksitin bertaraf edilmesi,</p>
<p>-12400 m3 oksijen gazının üretilmeye devam etmesi,</p>
<p>-34 kişinin oksijen ihtiyacını sağlayan 17 yetişkin ağacın korunması,</p>
<p>-Ayda 3 ailenin tükettiği 32 m3 su tasarrufu,</p>
<p>-Kış aylarında ısınma amacı ile iki ailenin tüketeceği 1750 litre fuel-oil tasarrufu,</p>
<p>-2,4 m3 çöp depolama alanından tasarruf,</p>
<p>-20 ailenin bir ay süreyle tüketeceği 4100 kW/sa elektrik enerjisinden tasarruf edilebilmesi mümkündür.</p>
<p>Plastik: Plastik atıklar öncelikle cinslerine göre ayrılarak geri dönüşüm işlemine tabi tutulur. Cinslerine göre ayrılan geri dönüşebilir plastik atıklar, kırma makinalarında kırılıp küçük parçalara ayrılır. İşletmeler bu parçaları direkt olarak belli oranlarda, orijinal hammadde ile karıştırarak üretim işleminde kullanabildiği gibi; tekrar eritip katkı maddeleri katarak ikinci sınıf hammadde olarak da kullanabilir.</p>
<p>Cam: Camın bileşimine giren üç grup madde vardır. Bunlar cam haline gelebilen oksitler, eriticiler ve stabilizatörler denilen maddelerdir. Şişe, kavanoz, cam bardak, vazo ve diğer cam atıklar toplama kutularında veya atığın oluştuğu yerlerde ayrı toplanır ve bu atıklar renklerine göre ayrılarak geri dönüşüm tesislerine verilir. Burada atık ve katkı maddelerinden ayrılır. Cam maddeler kırılır ve hammadde karışımına karıştırılarak eritme ocaklarına dökülür. Kırılan cam, beton katkısı ve camasfalt olarak da kullanılmaktadır. Camasfalta %30 civarında geri dönüşmüş cam katılmaktadır. Cam, sonsuz bir döngü içinde geri dönüştürülebilir, yapısında bozulma olmaz.</p>
<p>Camın Geri Kazanımıyla Sağlanan Tasarruf</p>
<p>• Enerji tüketiminde azalma %25</p>
<p>• Hava Kirliliğinde azalma %20</p>
<p>• Maden atığında azalma %80</p>
<p>• Su Tüketiminde azalma %50</p>
<p>• Korunan doğal kaynaklar: kum, soda, kireç</p>
<p>Aküler Ve Piller: Evlerde, işyerlerinde, ulaşımda ve sanayide kullanılan bir çok alet ve ekipmanda pil kullanılmaktadır. Atık piller; kağıt, metal ve cam gibi atıklara göre daha az hacme sahip olmalarına rağmen, onlardan binlerce kat fazla doğal yaşama ve insanlığa zararlı ağır metaller içerirler. Atık haldeki piller ayrı bir yerde (naylon torba, kutu, kavanoz, vs.) biriktirilerek atık pil toplama kutularına atılmalı veya satın alındığı yere geri götürülmelidir. Atık piller uzun süre muhafaza edilmemelidir. Aküler ise daha çok araçlarda olmak üzere yine bir çok alanda kullanılmaktadır. Atık akümülatörleri değiştirirken eskisini, akümülatör ürünlerinin dağıtım ve satışını yapan işletmeler ve araç bakım-onarım yerlerini işletenlerin oluşturduğu geçici depolama yerlerine ücretsiz teslim edilebilir. Tüketici olan sanayi kuruluşlarının üretim süreçleri sırasında kullanılan tezgah, tesis, forklift, çekici ve diğer taşıt araçları ile güç kaynakları ve trafolarda kullanılan akümülatörlerin, atık haline geldikten sonra üreticisine teslim edilene kadar fabrika sahası içinde sızdırmaz bir zeminde doksan günden fazla bekletilmemsi gereklidir.</p>
<p>Lastikler: Lastikler araç altından söküldükten sonra &#8220;kullanılmış lastik&#8221; ya da &#8220;ömrünü tamamlamış lastik&#8221; olurlar. Çevrede zor ayrışır olmaları, atık lastiklerin önemli bir çevre problemi olmalarının asıl nedeni değildir. Ne kadar zor ayrışsalar da atıklar tabiatta sonunda ortadan kaldırılabilmektedir. Buna yakma ile destek de olunabilmektedir. Ancak, üretilen atık lastiklerin çok önemli miktarlarda olması bu atıkların giderilmesindeki en önemli yönü ortaya koymaktadır. Atık lastiklerin yeniden kaplama, geri kazanma, enerji elde edilmesi, atık deposunda depolama ve ihracat yöntemleri ile bertaraf edilmektedir. Hurda lastiklerin yığıldığı yerlerde önemli 2 çevre zararı söz konusu olmaktadır. Bunlar: Bu yığınlarda meydana gelen şiddetli yangınlar ve bu yığınlarda rahatça çoğalma fırsatı bulan böcekler nedeniyle toplum için oldukça tehdit edici hastalıkların yayılma ihtimalleridir. Özellikle kamyon ve iş makinasi lastikleri kaplama yolu ile geri dönüştürülmektedir.</p>
<p>Röntgen Sularından Gümüş Geri Dönüşümü: Resmi ve özel hastanelerde kullanılan röntgen makinelerinden çıkan röntgen suları, n, matbaalardan, fotoğrafçılarıdan kaynaklı atık fotoğrafik banyo suları(röntgen suları), röntgen ve matbaa filmlerinden Gümüş geri kazanımı mümkündür. Bu işyerlerinden yıllardır büyük miktarlarda kanalizasyon sularına karıştırılan ve atık olarak değerlendirilen bu sular, son yılarda Çevre Ve Orman Bakanlığı’ndan lisans almış firmalar tarafından toplanmaktadır.</p>
<p>Bu işyerlerindeki çevreye duyarlı yöneticilerin duyarlılıkları ve çevre denetimi görevi yapan denetmenlerin telkinleriyle doğaya atılan bu sular lisanslı firmalara tarafından toplanarak gümüş kazanılması sağlanmaktadır. Bu dönüşü gerçekleştiren işletmeler atık sulardan ülkemizin kar etmesini sağlamaktadırlar. Bu geri dönüşüm döngüsünün etkin hale gelmesinde özellikle hastane yetkililerine ve röntgen teknisyenlerine büyük görevler düşmektedir. Bu atık sulerın ve atık malzemelerin lisansı olmayan işletmelere verilmemesi gerekmektedir.</p>
<p>Atık Altın Parça Ve Tozlarının Geri Dönüşümü: Kuyumcu atölyelerinde (bilezik atölyeleri, tamir atölyeleri v.b) kuyumcu tamircilerden ve küçük çaplı atölyelerden  altının işlenmesi sırasında yere dökülen, parlatma ve temizleme  esnasında   oluşan artık altın tozları piyasada yer ve cila ramadı olarak tanımlanmaktadır. Kuyumcu atölyelerinde, oluşan ayak ramadı ve cila ramadından Altın ve Gümüş’ü saf olarak elde edilmesi işlemleri iki metodla yapılmaktadır.</p>
<p>a)Ergitme(Kal Yöntemi): Gelen ramat (cila veya yer ramadı olsun) içindeki organikler önce bir tavada yakılarak içindeki yabancı maddeler kül haline getirilir. Katı kısım, erimeyi kolaylaştırması açısından üzerine belirli oranlarda  kurşunoksit, karbonat ve boraks ve kurşun indirgeyici ilavesi yapılarak eritme ocaklarında 1000-1100 derecede potalarda  ergitilerek malzeme içindeki altın ve gümüş, indirgenen metalik kurşun bünyesinde toplanır. Ağırlığından ve yoğunluk farkından dolayı metalik kurşun, altın ve gümüş içeren karışım  sıcak  iken pik pota içine dökülerek soğuması beklenir. Beklenen malzeme iki fazdan oluşur biri curuf fazı diğeride  kurşun fazı  olmak üzere iki fazdan oluşmaktadır.  Kurşun fazı kal ocağına alınır 800-850 derece arasında kurşun buharlaştırılarak gümüş ve altın külçe halinde alınır. Curufta çok az miktarda kalan altın ve gümüş değerlendirmek üzere saklanır.</p>
<p>b)Flotasyon(Kral Suyu): Ramatlar kapalı kaplarda işletmeye getirilerek ve içerisindeki organik atıklardan kurtulmak için tavalara serilerek yakılır. Kül haline getirilir. Kül içerisindeki altını almak için kral suyu (3Hacim Hidroklorik Asit 1 hacim  Nitrik Asit) hazırlanmaktadır. Kral suyunda kaynatılarak altın sıvı içerisinde Altınklorür halinde  çözündürülür. Sıvı içine alınan altın sıvısı kuruluğa kadar buharlaştırılır. Mümkün mertebe sıvı buharlaştırılarak azaltılır daha sonra süzülerek demir sülftat veya başka indirgenler kullanılarak altın indirgenir bol su ile yıkanır. Yıkanan altın çelik veya bakır bir kapın içinde kurutulup isteğe göre toz altın veya külçe altın olarak değerlendirilir.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=269&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/geri-donusum-nedir/269/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/alternatif-enerji-kaynaklari/266/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/alternatif-enerji-kaynaklari/266/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif enerji]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif enerji kaynaklari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=266</guid>
		<description><![CDATA[ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI
Güneş, Rüzgar, Jeotermal,&#160; Hidrojen, Hidro-elektrik ve Biyokütle ve dalga enerjisi&#160; hepimizin bildiği ve yararlandığı doğal ve temiz enerji kaynaklarıdır.
Güneş Enerjisi
Güneş enerjisi Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI</p>
<p>Güneş, Rüzgar, Jeotermal,&nbsp; Hidrojen, Hidro-elektrik ve Biyokütle ve dalga enerjisi&nbsp; hepimizin bildiği ve yararlandığı doğal ve temiz enerji kaynaklarıdır.</p>
<p><img src="http://www.cedraporu.net/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" mce_src="http://www.cedraporu.net/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" class="mceWPmore mceItemNoResize" title="Daha fazla..."><br />Güneş Enerjisi</p>
<p>Güneş enerjisi Güneş ışığından enerji elde edilmesine dayalı teknolojidir. Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışıma enerjisidir, güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi şeklindeki füzyon sürecinden kaynaklanır. Dünya atmosferinin dışında güneş ışınımının şiddeti, aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m² değerindedir, ancak yeryüzünde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösterir. Bu enerjinin dünyaya gelen küçük bir bölümü dahi, insanlığın mevcut enerji tüketiminden kat kat fazladır. Güneş enerjisinden yararlanma konusundaki çalışmalar özellikle 1970&#8242;lerden sonra hız kazanmış, güneş enerjisi sistemleri teknolojik olarak ilerleme ve maliyet bakımından düşme göstermiş, güneş enerjisi çevresel olarak temiz bir enerji kaynağı olarak kendini kabul ettirmiştir.Dünyada yararlanılan ene eski enerji kaynağı güneş enerjisidir.&nbsp;&nbsp; Güneş enerjisinin de diğer enerjiler gibi kullanım sorunları ve koşulları vardır.&nbsp; Güneş enrejisi her tüketim modelinde kolaylıkla&nbsp; kullanılamaz.&nbsp; Her tüketim dalında kullanılabilmesi için bu sorunlarının tüketim modellerine göre çözülmesi gerekmektedir.</p>
<p>Güneş enerjisinin depolanması&nbsp; yada diğer enerji lere dönüşebilmes, ısıl, mekanik, kimyasal ve elektrik yöntemlerle olur.&nbsp;&nbsp; Güneş enerjisinin , diğere enerjilere çevriminde kullanılan çevrimler;</p>
<p>a) güneş enerjisinden doğrudan ısı enerjisi </p>
<p>b) güneş enerjisinden doğrudanelektrik enerjisi</p>
<p>c) güneş enerjisinden hidrojen enerjisi elde edilmesi olarak sıralanabilir.</p>
<p>Ekoloji bilimi açısından temel enerji güneş enerjisidir.&nbsp; Fosil yakıtlar dahil, rüzgar, hidroelektrik, biyogaz, alkol, deniz, termik, dalga gibi tüm enerji kaynakları güneş enerjisinin türevleridir. Fizikçi Capra’ya göre fozil yakıtlar ve çeşitli sorunlar yaratan nükleer enerji geçmiş dönemin enerji kaynaklarıdır. Buna karşılık güneş ve türevleri geleçeğin enerji kaynaklarıdır.</p>
<p>Günlük güneş enerjisinden yararlanılması, dünyada günlük 300 tirilyon ton kömür yakılmasına eşdeğerdir. Başka bir hesaplamayla dünyamıza bir yılda düşen güneş enerjisi, dünyadaki çıkarılabilir fosil ykıt kaynakları rezervlerinin tamamından elde edilecek enerjiin yaklaşık 15-20 katına eşdeğerdir.</p>
<p>Ülkemiz güneş enerjisi açısınıdan diğer ülkelere nazaran daha şanslıdır. Türkiye düşen güneş enerjisi miktarı tüm Avrupa ülkelerine düşen enerjinin toplamına eşittir.&nbsp; Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966-1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye&#8217;nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 kWh/m²-yıl&nbsp; (günlük toplam 3,6 kWh/m²) olduğu tespit edilmiştir.Çeşitli kaynaklara göre ülkemizin yılda almış olduğu güneş enerjisi ; bilinen kömür rezervimizin 32, bilinen petrol rezervimizin 2200 katıdır.</p>
<p>Rüzgar&nbsp; Enerjisi</p>
<p>Rüzgâr hızı, bir rüzgâr türbininin elektriğe çevirebileceği enerji miktarı açısından önemlidir. Rüzgar enerjisinin kaynağını güneş oluşturmaktadır. Güneşin yeryüzü ve atmosferi homojen bir şekilde ısıtamamasından dolayı atmosfer içerisinde oluşan hava akımlarına rüzgar adını vermekteyiz.&nbsp; Yeryüzünün yapısal farklılıkları ile düzgün olmayan ısınmasına bağlı olarak, rüzgar enerjisi dağılımı zamansal ve yerel farklılıklar göstermektedir.&nbsp; Rüzgar enerjisinin atmosferde bol bulunması, çevre kirliliği yaratmaması, yerel bir enerji kaynağı olması ve ücretsiz oması&nbsp; gibi üstün özellikleri vardır. &nbsp;</p>
<p>Rüzgârın enerji içeriği, ortalama rüzgâr hızının küpü oranında değişir. Yani rüzgâr hızı 2 katına çıkarsa, 8 kat enerji içerir. Rüzgâr türbini örneğinde, rüzgârın hızını 2 katına çıkarırsak her saniye pervaneden geçen dilim sayısını da 2 kat artar ve bu dilimlerin her biri otomobilin frenlemesi örneğinden anlaşıldığı gibi 4 kat enerji içerir.</p>
<p>Rüzgar enerjisi potansiyele bağlı olarak gerek mekanik enerji gerekse elektrik üretiminde kullanılabilir. Rüzgardan üretilen mekanik enerji, su pompalama, zirai ürün öğütme, kesme, biçme ve elektrik üretiminde kullanılabilmektedir.</p>
<p>Rüzgâr enerjisi günümüzde, 21. yüzyılda ve onların ötesinde ençok gelecek vadeden teknolojilerden bir tanesidir. Rüzgâr türbinlerinden herhangi bir çevre kirliliği olmaz. Modern bir 600 kW gücündeki rüzgâr türbini ortalama bir yerde, bir yılda genellikle kömürle iletilen diğer elektrik santrallarının 1.200 ton karbondioksidinin yerine geçecektir.20 yıllık bir işletme süresi içinde (ortalama bir yerde) bir rüzgâr türbini tarafından üretilen enerji imâlatı, bakımı, faaliyeti, demontajı ve parçalanması için gerekli olan enerjinin sekiz misli fazladır. Başka bir deyişle, genellikle bir rüzgâr türbinini imâl etmek ve çalıştırmak için gerekli olan enerjiyi geri kazanmak için sadece iki yada üç ay yeterli olacaktır.</p>
<p>Rüzgârdaki enerji gerçekten de sürdürülebilir bir kaynaktır. Rüzgâr hiç bitmeyen bir şeydir. Halihazırda, rüzgâr enerjisi Danimarka elektrik tüketiminin yüzde yedisini karşılamakta ve bu rakkamın 2005 yılında yüzde 10 mertebesine yükselmesi beklenmektedir.Avrupayı çevreleyen sığ denizlerin üzerindeki rüzgâr kaynakları, teori olarak Avrupa&#8217;nın kullandığı tüm elektriği birçok misli ile karşılar niteliktedir.</p>
<p>Ülkemizde rüzgar enerjisi bir kaç yıl öncesine kadar enerji planlamalarında gözükmeyen bir enerji olmasına rağmen, özellikle içinde bulunduğumuz yıllarda özel sektörün&nbsp; çalışmaları ile hızlı atılımlar göstererek gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmıştır. Ülkemizde DPT’nin desteği ile Türkiye Rüzgar Atlası çalışmaları yapılmış olup; Türkiye teknik rüzgar potansiyeli ve santral kurulmaya uygun alan sayısı açısından birinci sırada yer almaktadır.</p>
<p>Jeotermal Enerji:</p>
<p>(jeo-yer, termal-ısı anlamına gelir) yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazlardır. Jeotermal Enerji de bu jeotermal kaynaklardan ve bunların oluşturduğu enerjiden doğrudan veya dolaylı yollardan faydalanmayı kapsamaktadır.</p>
<p>Jeotermal enerji yeni, yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmez, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir enerji türüdür. Sıcak su ve buhar, diğer yaraltı ve yerüstü sulara göre daha fazla erimiş madde ve gaz içeren ve oluşumunda ki süreklilik nedeni ile yenilebilir özelliktedir. Jeotermal enerji kaynakları sıcaklıklarına göre; yüksek yoğunluklu solüsyonların buharlaştırılmasıdan (180 Derece), balık çiftliklerinin (20 derece) kurulmasına kadar çok değişik alanlarda kullanılmaktadır.</p>
<p>Bu enerjinin en ekonomik uygulama alanı, en geniş kullanım biçimi doğrudan kullanım olarak konutların ve sera alanlarının ısıtılmasıdır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Jeotermal kaynaklar ile;<br />I.&nbsp;&nbsp; Elektrik enerjisi üretimi,<br />II.&nbsp; Merkezi ısıtma, merkezi soğutma, sera ısıtması ve benzeri ısıtma/soğutma uygulamaları,<br />III. Proses ısısı temini, kurutma işlemleri gibi endüstriyel amaçlı kullanımlar,<br />IV. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen gibi kimyasal maddelerin ve minerallerin üretimi,<br />V.&nbsp; Termal turizm&#8217;de kaplıca amaçlı kullanım,<br />VI. Düşük sıcaklıklarda (30 °C&#8217;ye kadar) kültür balıkçılığı,<br />VII.Mineraller içeren içme suyu üretimi, gibi uygulama ve değerlendirme alanlarında kullanımlar gerçekleştirilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de jeotermal enerji tüketiminin %87 si ısıtma amaçlı olmaktadır. Jeotermal sahaların ise %95’i ısıtmaya uygun sahalardır. Tüm dünyadaki jeotermal potansiyelin %8’ini bulunduran ülkemiz bu kaynaklar yönünden dünyanın en zengin 7. Ülkesidir.</p>
<p>Dalga enerjisi:</p>
<p>Tüm dünya bilim adamlarının üzerinde araştırma yapmakta olduğu, temiz enerji arayışı’nın bir parçası da Dalga enerjisi dir. Bizim yararlanmayı amaçladığımız, Denizlerde, Archimedes prensibi ve yer çekimi arasında oluşan ve diğer enerji kaynakları ile alışverişinde ortaya çıkan enerjinin, dalga enerjisinin, rasyonel olarak kullanılmasıdır. Üç tarafı denizlerle çevrili olan Ülkemizde, İlk yatırımından ve bakım giderlerinden başka gideri olmayan, primer enerjiye bedel ödenmeyen, doğaya her hangi bir kirletici bırakmayan, ucuz, temiz, çevreci ve çok büyük bir enerji kaynağının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=266&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/alternatif-enerji-kaynaklari/266/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Enerji</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/enerji/264/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/enerji/264/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 21:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[enerji hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[enerji nedir]]></category>
		<category><![CDATA[enerji ödevi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=264</guid>
		<description><![CDATA[Tüm dünyanın küresel ısınmayla mücadele ettiği, aynı zamanda büyüyen enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif arayışların hız kazandığı bir dönemde tarımsal potansiyelleri yüksek ülkelerde biyoyakıtlar; biyodizel, biyogaz ve biyoetanol yeni fırsat açılımları yaratmıştır.

Güneş, rüzgar, hidrolik enerji, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyanın küresel ısınmayla mücadele ettiği, aynı zamanda büyüyen enerji ihtiyacını karşılamak için alternatif arayışların hız kazandığı bir dönemde tarımsal potansiyelleri yüksek ülkelerde biyoyakıtlar; biyodizel, biyogaz ve biyoetanol yeni fırsat açılımları yaratmıştır.</p>
<p><span id="more-264"></span></p>
<p>Güneş, rüzgar, hidrolik enerji, jeotermal enerji, hidrojen enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından olan biyokütle enerjisi büyük bir potansiyele sahiptir.</p>
<p>Yenilenebilir, her yerde yetiştirilebilen, sosyo–ekonomik gelişme sağlayan, atıkları değerlendirebilen, çevre dostu, değişik enerji formlarına dönüşebilen, stratejik bir enerji kaynağı olan biyokütle enerjisi; biyometanlaştırma, biyofotoliz, fermentasyon, piroliz, gazlaştırma, karbonizasyon, esterleşme gibi yöntemlerle karbon ve hidrojence zengin, yüksek ısıl değerli, kolay taşınabilir ve depolanabilir, alternatif yakıtlara dönüştürülebilmektedir.</p>
<p>Biyokütle hammaddeleri olarak orman ürünleri, yağlı tohumlar, karbonhidratlar, elyaf bitkileri, bitkisel artıklar ve atıklar, hayvansal atıklar, kentsel ve endüstriyel atıkların kullanıldığı düşünülürse potansiyelin büyüklüğü görülebilecektir.</p>
<p>İsveç otomobil ve motor fabrikalarına biyoyakıt kullanımı ile ilgili zamana yayılı yaptırımlar öngördü. Brezilya akaryakıt ihtiyacının % 80’ini biyoyakıtlardan karşılamayı başardı. Hatta ABD ile ihracat anlaşması imzaladı. Çin ve Hindistan on binlerce tesis yatırımı yaptı.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=264&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/enerji/264/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAVA VE KİRLETİCİ EMİSYONLAR</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/hava-ve-kirletici-emisyonlar/260/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/hava-ve-kirletici-emisyonlar/260/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 18:50:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Emisyon]]></category>
		<category><![CDATA[hava emisyon]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirletici]]></category>
		<category><![CDATA[kirletici]]></category>
		<category><![CDATA[kirletici emisyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[HAVA VE KİRLETİCİ EMİSYONLAR
Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir.
Atmosferi oluşturan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HAVA VE KİRLETİCİ EMİSYONLAR</p>
<p>Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir.</p>
<p>Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, uzun sürede, bu olaylarla birbirini öyle dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir bileşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur.<span id="more-260"></span></p>
<p>Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklarından atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve bu kirleticilerle, atmosferik özellikler arasındaki kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Emisyon kirleticiler, havanın doğal yapısındaki bileşimi değiştiren ve katı,sıvı ve gaz formlarda bulunabilen kimyasal maddelerdir.Emisyon kirleticileri fiziksel ve kimyasal yapılarına bağlı olarak sınıflandırılabilirler. Genel anlamda emisyon kirleticileri;</p>
<p>Yanma Gazları (SO2,NOx,CO)</p>
<p>Toz</p>
<p>Tozda ağırmetaller</p>
<p>Uçucu Organik Buhar ve Bileşikler (VOC)</p>
<p>Flor</p>
<p>Klor</p>
<p>PAH</p>
<p>Dioksin-Furanlar</p>
<p>Radyoaktif Maddeler</p>
<p>vb. şeklinde sınıflandırmak mümkündür.</p>
<p>Ayrıca bazı spesifik kirleticilerin varlığınıda göz ardı etmemek gereklidir. Zira bu kirleticiler çok düşük konsantrasyon değerlerinde dahi insan sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu kirleticiler içerisinde en önemli grup kanser yapıcı, tetrajonik ve mutajenik etkilere sahip maddelerdir. Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzüne koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.</p>
<p>Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=260&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/hava-ve-kirletici-emisyonlar/260/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AB ve KYOTO PROTOKOLÜ</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/ab-ve-kyoto-protokolu/257/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/ab-ve-kyoto-protokolu/257/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 18:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ab]]></category>
		<category><![CDATA[ab protokolu]]></category>
		<category><![CDATA[kyoto]]></category>
		<category><![CDATA[kyoto protokolu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[AB ve KYOTO PROTOKOLÜ
Avrupa Birliği (AB), 1990 yılındaki Lüksemburg Çevre ve Enerji Konseyi kararıyla BMİDÇS’den çok daha önce kendi içinde bir salım hedefi benimseyerek uluslararası çabalarda daha erken ve güçlü bir konuma geldi. AB, Sözleşme ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AB ve KYOTO PROTOKOLÜ</p>
<p>Avrupa Birliği (AB), 1990 yılındaki Lüksemburg Çevre ve Enerji Konseyi kararıyla BMİDÇS’den çok daha önce kendi içinde bir salım hedefi benimseyerek uluslararası çabalarda daha erken ve güçlü bir konuma geldi. AB, Sözleşme müzakerelerinde de, iklim değişikliğinin küresel bir sorun olduğunu, bu nedenle başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünya ülkelerinin sera gazı salımlarını azaltmak için somut yükümlülükler üstlenmeleri gerektiğini vurguladı. 15 üyeli AB, Kyoto Protokolü’nde öngörülen toplam salımlarının 2008-2012 yılları arasında 1990 yılı seviyesinin %8 altına çekilmesi yükümlülüğüne sıkı sıkıya bağlıdır. Bu yükümlülüğünün paylaşılabilmesi için, sektörel ve üye ülkeler bazında hangi alanlarda ne kadar salım indirimine gidilebileceğine dair bilimsel analitik modeller yoluyla yoğun hesaplamalar yapılmıştır.<br />
<span id="more-257"></span></p>
<p>Hollanda’nın dönem başkanlığında Utrecht Üniversitesi tarafından yürütülen ve Üçlü İndirim Yaklaşımı (Tryptich Approach) olarak adlandırılan bu modelde ulusal sektörler, uluslararası ölçekte enerji yoğun sektörler ve enerji sektörleri temel alınarak CO2 salımlarında indirimler hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar öncesinde, İrlanda, İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın, diğer adıyla Uyum Fonu ülkelerinin (Cohesion Fund countries), Birlik içerisindeki dengeler göz önünde bulundurularak ve ekonomik kalkınmalarına yardımcı olabilmek amacıyla, salımlarını azaltmak yerine artırabilecekleri öngörüsünde bulunulmuştur.</p>
<p>2004 yılında gerçekleşen son genişleme sürecinde de Kyoto Protokolü hedefleri öncelikli olarak ele alınmıştır. 1990lı yıllarda öncelikle enerji sektörü ile beraber kurgulanan iklim değişikliği politikaları, özellikle 2000 yılında başlatılan Avrupa İklim Değişikliği Programı ve 2001 yılında hazırlanan AB Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi kapsamında, diğer ekonomik sektörlerle bütünleşik bir şekilde oluşturuldu ve uygulandı.</p>
<p>Birlik düzeyinde siyasi düzeyde alınan kararlar, araştırma ve geliştirme alanındaki çerçeve programları ve yenilenebilir enerji alanında kamu eliyle geliştirilen büyük çaplı projelerle desteklendi. 2000’li yıllardan itibaren hem teknoloji konusunda hem de insani ve kurumsal kapasitenin göreceli olarak olgunluğa ulaşmasının ardından, Kyoto Protokolü esneklik düzenekleri ve serbestleşme adımlarıyla beraber piyasa araçlarının etkinliği arttı. Özellikle ECCP kapsamında öngörülen strateji ve hedeflerin tasarım, uygulama ve izleme aşamalarında, toplumun ilgili tüm kesimlerini (paydaşlar) kapsayan geniş tabanlı ve katılımcı bir süreç izlendi. 2005 yılında ECCP’nin ikinci aşaması da yine benzer yaklaşımlarla kurgulanmaya başlandı. Avrupa Birliği uluslararası alandaki işbirliğinin geliştirilmesi yönünde önemli çalışmalara öncülük etti. 2002 yılında Johannesburg’da gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi sırasında AB’nin girişimleriyle ortaya çıkan Johannesburg Yenilenebilir Enerji Koalisyonu (JREC), bu kapsamdaki önemli adımlar arasında yer almaktadır. Ayrıca, Kyoto Protokolü’nün 2012 sonrası dönemi için tartışmalara ilk resmi katkı da 2005 yılının ilk aylarında yayımlanan tebliğ ile ortaya konuldu.</p>
<p>1997 yılında kabul edilen Kyoto Protokolü ’nde 15 üyeli Avrupa Birliği ’nin sera gazları salımlarının 2008-2012 yıllarını kapsayan ilk yükümlülük döneminde 1990 yılına göre %8 azaltılması öngörülmektedir. Birlik olarak Kyoto Protokolü hedeflerine ulaşılmasını sağlamak amacıyla 2000 yılında hazırlanan Avrupa Iklim Değişikliği Programı değişik sektörlerden 40 ’dan fazla önlemi içermektedir.Bunların arasında en çok öne çıkanlar;</p>
<p>-Birlik bünyesinde 12.000 tesisi kapsayan 2003/87 sayılı Salım Ticareti Programı Direktifi,</p>
<p>-2010 yılı itibarı ile AB25 bünyesinde,elektrik enerjisinin %21 ’inin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesini öngören 2001/77 sayılı Direktif,</p>
<p>-2010 yılı itibarı ile AB25 bünyesinde,ulaştırmada kullanılan yakıtların,enerji içeriği itibarı ile %5,75 oranında biyokütle kaynaklarından karşılanmasını içeren 2003/30 sayılı Direktif,</p>
<p>-Binaların enerji tüketim performanslarına göre etiketlenmesini öngören 2003/91 sayılı Direktif,</p>
<p>-Enerji üretiminde kojenerasyonun desteklenmesini öngören 2004/8 sayılı Direktif</p>
<p>-Yeni araçların CO 2 salım performansının 2008/2009 yılları arasında 1995 yılına göre %25 daha verimli olmasını sağlayan ve araç üreticileriyle gönüllülük esasına dayalı olarak hazırlanan işbirliği,</p>
<p>-Düzenli depolama sahalarındaki biyolojik olarak parçalanabilen atık oranını kademeli olarak azaltan 1999//31 sayılı Direktif,</p>
<p>-Enerji verimliliğini ve CO 2 salımlarını azaltan önlemleri vergi muafiyetleri yoluyla özendiren 2003/96 sayılı Direktif.</p>
<p>2005 yılı itibarı ile yapılan değerlendirmelerde,Üye Ülkelerin ek önlemler almaları ve Kyoto Protokolü Esneklik Düzeneklerini etkin bir şekilde kullanabilmeleri halinde Avrupa Birliği hedeflerine ulaşılabileceği tespit edilmektedir.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=257&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/ab-ve-kyoto-protokolu/257/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/6-soruda-iklim-degisikligi/253/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/6-soruda-iklim-degisikligi/253/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 18:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[iklim degişikligi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
1-   Ne? Ortak mirasımız;“KARBON UYGARLIĞI ”!
Milyonlarca yıllık doğal süreçlerle oluşan karbon varlıklarımızı sorumsuzca harcıyoruz.Son 125 yılda 1 trilyon varil petrol tüketildi, küresel orman varlığı ise 1850-1980 yılları arasında %15 azaldı.
2- Neden? Dünyanın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>6 SORUDA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ</p>
<p>1-   Ne? Ortak mirasımız;“KARBON UYGARLIĞI ”!</p>
<p>Milyonlarca yıllık doğal süreçlerle oluşan karbon varlıklarımızı sorumsuzca harcıyoruz.Son 125 yılda 1 trilyon varil petrol tüketildi, küresel orman varlığı ise 1850-1980 yılları arasında %15 azaldı.<span id="more-253"></span></p>
<p>2- Neden? Dünyanın battaniyesi KALINLAŞTI !</p>
<p>CO2 ve diğer sera gazları,dünyanın ortalama sıcaklığının yaklaşık 15oC düzeyinde kalmasını sağlar.Ama fosil yakıtların tüketilmesi ve orman alanlarının yok edilmesi sonucunda,1750 yılından bu yana atmosferdeki CO2 birikimi %30,CH4 birikimi %150, N2O birikimi %17 artarak 2004 yılında son 500,000 yılın en yüksek düzeylerine ulaştı.</p>
<p>3- Nasıl? Dünyanın ateşi YÜKSELDİ !</p>
<p>Son yüzyılda küresel ortalama sıcaklık en az 0,6oC arttı.Önlem alınmazsa, 21.yüzyılın sonunda ise sıcaklık artışının 5oC ’yi geçebileceği öngörülüyor. Son 50 milyon yılda bu kadar kısa bir sürede bu kadar büyük bir sıcaklık artışı görülmedi.1998 ve 2005 tarihin en sıcak yılları arasında ilk sıralarda. Son 200 yıldaki en sıcak 10 yıl son 20 yılda yaşandı.</p>
<p>4- Sonuç? Bu kadar sıcaklık artışı bile DÜNYANIN DENGESİNİ BOZDU !</p>
<p>1970’ten bu yana eriyerek yok olan kutuplardaki buzul alanı,Türkiye ’nin yüzölçümünün 2 katına eşit.2005 yılında;Bombay’da tarihin en büyük sel felaketi yaşanırken,Amazonlarda,Afrika ’da ve Avustralya ’da son 60-100 yılın en kurak mevsimi yaşandı,Atlantik Kasırga sezonu ise kasırga sayısı, şiddeti ve süresi açısıdan rekor kırdı.</p>
<p>5- Yani? Felaketler herkesin başına gelebilir, SİZİN DE !</p>
<p>Kuzey Kutbunda Inuit halkının yaşam alanları eriyen buzullar nedeniyle yok oluyor.Pasifik adalarının yerlileri ise deniz seviyesinin yükselmesi halinde yurtlarından ayrılıp mülteci olacaklar.Avrupa ’da aşırı sıcaklıklar bir ayda 20.000 ’den fazla insanın yaşamına mal oldu.Katrina Kasırgası’nın toplam maliyeti 150 milyar ABD Dolarını aştı.</p>
<p>6- Dahası? Beterin beteri; ANİ İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ !</p>
<p>Bilim insanlarına göre felaket senaryoları arasında;artan sıcaklıkların Sibirya buzulları altındaki binlerce ton sera gazını serbest bırakmasıyla küresel ısınmanın kontrolden çıkması,eriyen buzulların ise okyanuslardaki su akıntılarını yavaşlatarak ya da durdurarak Kuzey yarımkürenin ani bir buzul çağına girmesi yer alıyor.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=253&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/6-soruda-iklim-degisikligi/253/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OKYANUS AKINTILARI VE İKLİM</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/okyanus-akintilari-ve-iklim/250/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/okyanus-akintilari-ve-iklim/250/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 17:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus iklimi]]></category>
		<category><![CDATA[okyonus akintilari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[OKYANUS AKINTILARI VE İKLİM
Gezegenimizin güneşten gelen enerjiden elde ettiği ısı kazancı sabit bir değer olmasına karşın, enlemler ya da çeşitli enlem kuşakları tek tek ele alındığında bu durum farklıdır. Buna göre, alçak enlemlerde (ekvatorda ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>OKYANUS AKINTILARI VE İKLİM</p>
<p>Gezegenimizin güneşten gelen enerjiden elde ettiği ısı kazancı sabit bir değer olmasına karşın, enlemler ya da çeşitli enlem kuşakları tek tek ele alındığında bu durum farklıdır. Buna göre, alçak enlemlerde (ekvatorda ve tropiklerde) bir net enerji kazancı, yüksek enlemlerde (kutuplar ve çevrelerinde) bir net enerji kaybı, buna bağlı olarak da bir enerji  açığı vardır.Bu dengesizlik veya enerji açığı, büyük rüzgar sistemleri ve okyanus akıntılarının hareketleri ile dengelenir.<br />
<span id="more-250"></span></p>
<p>Yüzey Akıntılarının Oluşumu</p>
<p>Okyanus akıntısı, okyanus yüzeyindeki yatay su hareketi olarak tanımlanabilir. Geniş ve sürekli okyanus akıntıları, atmosfer ve okyanusun ekvatoral ve tropikal bölgelerden kutup bölgelerine enerji taşınmasının göstergesidir.<br />
Küresel ölçekte, geniş okyanus akıntıları üç büyük okyanus havzasının sınırını çizen anakaralarla sınırlanmıştır. Okyanus havzalarının yaklaşık 30° kuzey ve güney enlemleri çevresinde (subtropikal bölgeler) geniş bir akıntı dairesi bulunur. Atlas (Atlantik) ve Büyük (Pasifik) okyanusların kuzeyinde yaklaşık 50° enlemi dolayında ise, daha küçük akıntı daireleri oluşur. Güney Yarımkürede okyanusları sınırlandıran geniş kara kütleleri bulunmadığı için, bu kapalı okyanus akıntısı sistemleri orada gelişmez.</p>
<p>Tüm okyanus havzalarında ekvatorun her iki yanında, iki adet batıya akan (doğulu) akıntı vardır. Bunlar, Kuzey Ekvatoral ve Güney Ekvatoral akıntılardır (Şekil 1). Bu akıntılar günde 3-6 km hızla akmakta ve genellikle okyanus yüzeyinde ancak 100-200 m derinliğe kadar etkili olmaktadır. Doğuya doğru akan (batılı) Ekvatoral Karşı Akıntı ise, Kuzey ve Güney Ekvatoral akıntıların batıya taşıdığı suyun bir bölümünün geri dönüşünün bir sonucudur.</p>
<p>Ekvatordan yüksek enlemlere yönelen akıntılar, batı sınır akıntılarıdır. Sıcak su akıntıları, etkili oldukları bölgelerle ilişkili olarak özel isimler alır. Örneğin; Kuzey Atlantik’te Körfez (Gulf Stream); Kuzey Pasifik’te Kuroşivo; Güney Atlantik’te Brezilya; Güney Pasifik’te Doğu Avustralya; Hint Okyanusu’nda Agulhas ve Mozambik. Tüm bu akıntılar, genellikle dar, günde 40-120 km hızla yol alan ve düzgün uzanışlı akışlardır. Batı sınır akıntıları, genellikle okyanus yüzeyinden 1,000 m derinliğe kadar inen, en derin yüzey akıntılarıdır.<br />
Doğu sınır akıntıları, yüksek enlemlerden ekvatora doğru akan soğuk akıntılardır. Soğuk su akıntıları da, bulundukları bölgelere göre özel isimler alır. Örneğin, Kuzey Atlantik’te Kanarya; Kuzey Pasifik’te Kaliforniya; Güney Atlantik’te Benguela; Güney Pasifik’te Peru (Humboldt); Hint Okyanusu’nda Batı Avustralya. Tüm bu akıntılar, genellikle geniş ve 3-7 km/gün hızla deniz yüzeyinde hareket eden (sığ) akışlardır.</p>
<p>Şekil 1. Yerküre okyanuslarındaki başlıca yüzey akıntılarının coğrafi dağılışı. Haritada, kırmızı oklar, sıcak su akıntılarını; mavi oklar soğuk su akıntılarını; siyah oklar ise, gittikleri yerde çok belirgin sıcak ya da soğuk etki yaratmayan, genellikle enlemler boyunca hareket eden akıntıları ve sürüklenmeleri gösterir.</p>
<p>Sıcaklık ve tuzluluk, okyanus suyunun yoğunluğunu belirler. Okyanus akıntılarının oluşumunu belirleyen başka bir etmen de okyanuslardaki yoğunluk farkıdır. Okyanus akıntılarının yoğunluk farkı nedeniyle oluşan bölümüne, sıcaklık-tuzluluk (termohalin) dolaşımı adı verilir. Bu dolaşımda, sıcak ve daha az yoğun olan sular, deniz yüzeyinde bir yönde akarken, soğuk ve daha yoğun sular derin okyanusta ters yönde akar (Şekil 2).</p>
<p>Küresel termohalin dolaşımının derin soğuk su akıntılarına karşılık gelen bölümleri, okyanusun büyük taşıyıcı kuşağı olarak da adlandırılır. “Taşıyıcı kuşağın” başlangıcı, yüzey sularının okyanusun derinliklerine battığı yerlerdir. Bu durum, okyanuslarda birkaç yerde gerçekleşir: Antarktika’nın kıta sahanlığı, Atlas Okyanusu’nun (Labrador Denizi) ve Büyük Okyanus’un kuzey bölgeleri (Şekil 2). Büyük ve Atlas okyanuslarının yüksek kuzey enlemlerinde, okyanus suları taşıdığı ısı enerjisini atmosfere vererek çok soğuduğu ve bu yüzden de yoğunluğu arttığı için, okyanusların derinlerine batar ve sonra okyanus tabanının üzerinde ekvatora doğru akar. Derine batan ve güneye yönelen bu akışlar, taşıyıcı kuşağın hareketine yardımcı olur. Taşıyıcı kuşağın sürüklediği sular, güneyde derin okyanusta bulunan yoğun suların yerini alır. Bu da, sıcak yüzey akıntılarını normalden daha kuzeye sürükler ve yüksek kuzey enlemlere ek ısı enerjisi verir.</p>
<p>Şekil 2. Başlıca yüzeyaltı okyanus akıntılarının coğrafi dağılışı. Yüzey yakını sıcak su akıntıları kırmızı ile, derin soğuk su akıntıları mavi ile gösteriliyor. Bu sistemin, sürekli olarak suyu yüzeyden okyanusların derinliklerine ve oradan da okyanusların yüzeyine geri taşıması dikkat çekicidir.</p>
<p>Okyanus Akıntılarının İklim Üzerindeki Etkisi</p>
<p>Özellikle Kuzey Yarımkürede, Kuzey Pasifik, Körfez ve Kuzey Atlantik akıntıları, orta enlem karalarının batı kıyılarında (Britanya Adalarındaki ve batı Avrupa’nın büyük bölümünde) ılıman ve nemli bir etki yaratır. Bu nedenlerle, Ocak ayı ortalama sıcaklık değerleri karşılaştırıldığında, aynı enlemlerde bulunan Londra, New York’tan daha sıcaktır.</p>
<p>Soğuk su akıntılarının en belirgin etkisi ise, yıl boyunca sıcak olan tropiklerde ya da yaz aylarında orta enlemlerde gözlemlenir. Örneğin, soğuk Kaliforniya akıntısının etkisi altındaki Güney Kaliforniya’nın subtropikal kıyısındaki yaz sıcaklıkları, ABD’nin aynı enlemlerdeki doğu kıyılarında kaydedilenlerden 6 °C daha soğuktur.</p>
<p>Küresel Isınmanın Okyanus Akıntılarına Etkisi</p>
<p>Küresel ısınma, tropiklerden daha fazla suyun buharlaşmasına, subpolar ve polar bölgelerde daha fazla yağışa ve yüksek enlemlerde daha fazla buzun erimesine neden oluyor. Hidrolojik döngüdeki bu değişikliklerin sonucunda, tropikal bölgelerin kaybettiği tatlı su, yüksek enlemlerde okyanuslara eklenmektedir. Atlas Okyanusu’nun kuzeyindeki bu ek tatlı su, sıcak suları kuzeye taşıyan akıntıları kesintiye uğratarak ya da yeniden yönlendirerek, okyanus dolaşımının bugünkü dağılış desenlerini değiştirebilir. “Atlantik ısı kaynağının” yönünün değiştirilmesi ya da yavaşlatılması, ABD’nin kuzeydoğusunda ve Batı Avrupa’da daha soğuk kışların görülmesi demektir. Sonuç ise, gelecekte daha sıcak bir Yerküre, daha soğuk bir Kuzey Atlantik olabilir. Ancak, atmosferdeki yüksek sera gazı birikimlerinden (kuvvetlenmiş sera etkisi) elden edilen ısı, henüz iklim sistemindedir.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=250&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/okyanus-akintilari-ve-iklim/250/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOĞAL VE KUVVETLENMİŞ SERA ETKİSİ NEDİR?</title>
		<link>http://www.cedraporu.net/dogal-ve-kuvvetlenmis-sera-etkisi-nedir/248/</link>
		<comments>http://www.cedraporu.net/dogal-ve-kuvvetlenmis-sera-etkisi-nedir/248/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 17:41:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dökümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dogal]]></category>
		<category><![CDATA[sera]]></category>
		<category><![CDATA[sera etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cedraporu.net/?p=248</guid>
		<description><![CDATA[DOĞAL VE KUVVETLENMİŞ SERA ETKİSİ NEDİR?
Yeryüzündeki tüm yaşam biçimleri için vazgeçilmez bir ortam olan atmosfer, kendilerine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri bulunan birçok gazın karışımından oluşur. Atmosferin bileşimi durağan değildir; zamandan zamana, yerden yere değişebilir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DOĞAL VE KUVVETLENMİŞ SERA ETKİSİ NEDİR?</p>
<p>Yeryüzündeki tüm yaşam biçimleri için vazgeçilmez bir ortam olan atmosfer, kendilerine özgü fiziksel ve kimyasal özellikleri bulunan birçok gazın karışımından oluşur. Atmosferin bileşimi durağan değildir; zamandan zamana, yerden yere değişebilir. Atmosferi oluşturan başlıca gazlar, azot (% 78.08) ve oksijen (% 20.95), temiz ve kuru hava hacminin % 99’unu oluşturur. Bu gazlar atmosferin en bol bulunan bileşenleri ve Yerküre üzerindeki yaşam için çok önemli olmalarına karşın, hava olaylarını etkilemedeki görevleri küçüktür ya da önemsizdir. Kalan yaklaşık % 1’lik kuru hava bölümü, etkisiz bir gaz olan argon (% 0.93) ile nicelikleri çok küçük olan bazı eser gazlardan oluşur. Atmosferdeki birikimi çok küçük olmakla birlikte, önemli bir sera gazı olan CO2, % 0.037 oranı ile dördüncü sırada yer alır.<br />
<span id="more-248"></span></p>
<p>Doğal Sera Etkisi</p>
<p>Atmosferdeki doğal sera etkisinin varlığı ve işlevi, daha küçük bir ölçekte, tarımsal üretimde kullanılan bitki seralarının çalışma sistematiği ile benzeştirilebilir. Bitki seralarında kullanılan cam ya da plastik kaplamalar, kısa dalgalı güneş ışınımlarını geçirmekte, buna karşılık uzun dalgalı yer (kızıl ötesi ya da termik) ışınımının büyük bölümünün kaçmasına engel olmaktadır. Sera içinde tutulan termik ışınım, seranın ısınmasını sağlayarak, hassas ya da ticari değeri bulunan bitkiler için uygun bir yetişme ortamı oluşturur. Bitki seralarının içindeki sıcaklığın istenen değerlerde olmasını sağlamak için, hava koşullarındaki değişimler dikkate alınarak, havalandırma pencereleri kullanılır ya da ek ısıtma yapılır.Yerküre’nin sıcaklık dengesinin kuruluşundaki en önemli süreç olan doğal sera etkisinin oluşumu da, atmosferin kısa dalgalı güneş ışınımını geçirme, buna karşılık uzun dalgalı yer ışınımını emme ya da tutma eğiliminde olmasına bağlıdır.</p>
<p>Gelen güneş ışınımının yaklaşık % 31’i yüzeyden, atmosferdeki aerosollerden ve bulut tepelerinden yansıyarak uzaya geri döner. Güneş enerjisinin Yerküre-atmosfer sisteminde tutulan % 69’luk bölüm, iklim sistemini oluşturan ana bileşenlerce (atmos­fer, hidrosfer, litosfer ve biyosfer) kullanıldıktan sonra uzun dalgalı yer ışınımı olarak atmosfere geri verilir. Giden kızıl ötesi ışınımın önemli bir bölümü sera gazlarınca ve bulutlarca emilir ve atmosfere geri salınır.  “Atmosferdeki gazların gelen Güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle, Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen doğal süreç” doğal sera etkisi olarak adlandırılır.</p>
<p>Yeryüzü, sera etkisi sayesinde, bu sürecin bulunmadığı ortam koşullarına göre yaklaşık 33 °C daha sıcaktır. Güneş ışınımı ile yer ışınımı arasındaki bu dengeyi ya da enerjinin atmosferdeki ve atmosfer ile kara ve okyanus arasındaki dağılışını değiştiren herhangi bir etmen, iklimi de etkileyebilir. “Yerküre/atmosfer sisteminin enerji dengesindeki herhangi bir değişiklik” ise ışınımsal zorlama olarak adlandırılır. Yerküre’nin güneşin çevresinde izlediği yörüngedeki ve kendi eksen eğimindeki yavaş değişimler, güneş ışınımının  mevsimsel ve enlemsel dağılışını etkilemektedir. Bu yüzden, bazı bilimciler, eskiden beri iklim değişikliklerinin (örneğin, buzul ve buzularası çağların) oluşmasından, Yerküre’nin eksen eğimindeki değişimleri ve yörüngesindeki sapmaları da sorumlu tutmuştur.</p>
<p>Kuvvetlenmiş Sera Etkisi</p>
<p>Sanayi devriminden bu yana yoğunlaşan insan etkinlikleri (örn.; kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması), orman alanlarının yok edilmesi ve endüstriyel süreçlerde ortaya çıkan gazlar) nedeniyle, atmosferdeki sera gazı birikimlerinde belirgin bir artış gözlemlenmektedir.<br />
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) ve onun Kyoto Protokolü (KP) başlıca altı sera gazının (CO2, CH4, N2O, hidrofluorokarbonlar (HFC’ler), perfluorokarbonlar (PFC’ler) ve sülfür heksafluorid (SF6)), kontrol altına alınmasını öngörmektedir. Stratosferdeki ozon tabakasının incelmesine neden olan klorofluorokarbonlar (CFC’ler) ise Montreal Protokolü’nce denetlenmektedirler.</p>
<p>Özellikle atmosferdeki birikiminin büyüklüğü ve artış hızı ile yaşam süresi dikkate alındığında, öteki sera gazlarına göre CO2’nin önemi daha iyi anlaşılır. Bu yüzden, Mauna Loa (Hawaii) Gözlemevi’ndeki atmosferik karbondioksit izleme programı, küresel iklim değişikliği çalışmalarının temelini oluşturur. 1958 yılından beri yapılmakta olan Mauna Loa ölçümlerine göre, Yerküre atmosferindeki CO2 birikimi çok hızlı bir biçimde artmaktadır. Mauna Loa’nın yayımlanan son ölçüm sonuçları, 1958 yılında yaklaşık 315 ppmv olan atmosferdeki yıllık ortalama CO2 birikiminin, 2003 yılında yaklaşık 376 ppmv’e yükseldiğini gösteriyor. Küresel ölçümler, öteki sera gazlarının çoğunun atmosferik birikimlerinin de arttığını kanıtlıyor.</p>
<p>Sera gazı birikimlerindeki bu artışlar, Yerküre’nin daha fazla ısınmasına yol açan pozitif  ışınımsal zorlamanın oluşmasını sağlar. “Yerküre/atmosfer ortak sisteminin enerji dengesine yapılan pozitif katkı”, kuvvetlenmiş sera etkisi olarak adlandırılır. Bu ise, Yerküre atmosferindeki doğal sera gazları (su buharı, CO2, CH4, N2O ve O3) yardımıyla yüz milyonlarca yıldan beri çalışmakta olan doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi anlamını taşır. (Şekil.3) Ancak bitkisel sera örneğinden farklı olarak, Yeryüzü’nün doğal sera etkisinin kuvvetlenmesi sonucunda ortaya çıkan küresel ısınmanın etkisini zayıflatacak bir “havalandırma penceresi” yoktur. Bu nedenle, insan kaynaklı sera gazlarının salımlarının kontrol altına alınması ve  azaltılması, iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli adımlarını oluşturur.</p>
<img src="http://www.cedraporu.net/?ak_action=api_record_view&id=248&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cedraporu.net/dogal-ve-kuvvetlenmis-sera-etkisi-nedir/248/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
